Issız Adam Yaşlanınca!

Elli yaş sonrasının sorunlarını anlatan yazı ve röportajlar ilgiyle karşılandı. Bunun birden çok nedeni var. Birincisi, bizim de hayatta kalma süremiz uzuyor. Hayat süremiz uzadıkça elli yaş üzeri erkek ve kadınların sayısı artıyor. Hayatın bu farklı dilimi bizim biraz yabancısı olduğumuz bir alan, ilgi görmesi normal.

İkincisi, millet olarak biz ruhsal veya cinsel alandaki sorunlarımızı paylaşmayı sevmiyoruz. Ağrıyan midemizi, kaşınan cildimizi birbirimize rahatça anlatırız ama konu cinsel problemler ya da ruhsal sorunlarsa gizlemeye çalışırız. Oysa elli yaş sonrasında sadece bedensel sorunlar yaşanmıyor. Sorunlar daha çok ruhsallık ve cinsellik alanında kendini gösteriyor.

‘Yaşlandın, kenara çekil’
Önemli bir neden de “mahalle baskısı.” Yaşı altmışı veya yetmişi bulanların üzerinde ciddi bir mahalle baskısı var. Toplum onlara, “Artık yaşlandın. Ondan bundan şikáyet etmek neyine. Haline razı ol bir kenara çekil dinlen!” diye dayatıyor.

Ve bir nokta daha: Yaşınız özellikle altmışı geçti mi beklentileriniz de artıyor. Ufak tefek sağlık sorunlarını bile eskiye oranla daha çok önemsemeye başlıyorsunuz. Bunun bir nedeni de ufaktan ufaktan içimizi kemiren ölme korkusu olmalı…

Erkekler neden yalnız
Bu yazı dizisinden en çok erkeklerin bazı sonuçlar çıkarmasını istedim. Problemlerini ortaya koymaya çalıştım. Erkekler zaten birer “kendine bakma kusurlusu!” Daha da kötüsü çok da yalnızlar… Yalnızlaşma hali yaşlandıkça belirginleşiyor. Gençlik döneminin “ıssız erkeği” yaşlandıkça “yalnız erkek” haline geliyor. Çünkü erkeklerin kadınlar gibi güçlü sosyal ağları yok. Arkadaşlıkları köklü değil. Aile bağları kadınlar gibi sıkı örülmemiş. Arkaya bakmak yerine önlerine bakmak, geride kalanı unutmuş gibi davranmak (en azından öyle sanmak) erkekliğin şanından sayılıyor. Bırakın adam gibi beslenmeyi, erkekler kadınsızsa tıraş bile olmuyor, duş bile yapmıyor.

Düşük testosteron sendromu
Erkekleri yalnızlaştıran başka şeyler de var: Kadınlar güçlenmeye başladı. Güçlendikçe daha bağımsız davranıyorlar. Erkekler bundan da rahatsız. Kadının erkeğe daha az ihtiyacının olduğunu düşünmek onları üzüyor. Ayrıca yeni hayat, yeni çevre, yeni trendler erkeklerin sperm sayılarını azaltıyor, testosteron seviyelerini düşürüyor. Testosteron düşüklüğü o kadar yaygın bir sorun haline geldi ki, ürologlar bu duruma dayanamayıp yeni bir sendrom bile tanımladılar: “Düşük testosteron sendromu.” Bu sendroma yakalanan erkekler daha bir eve kapanıyor, depresyona daha kolay giriyor, daha yorgun, güçsüz, isteksiz, ilgisiz oluyor. Zaman zaman öfke patlamaları görülse de, testosteron azalmasının iktidar kaybı anlamına geldiğini çok iyi bildiğinden uyku sorunları, halsizlik, güçsüzlük gibi problemler yaşamaya başlıyor.

Kayıplar çoğalıyor
Orta yaşlar kapımızı çaldığında canımızı sıkan şeyler yalnızca uykularımızın eski tadını kaybetmesi, cinselliğin ikinci üçüncü plana düşmesi, saçların dökülmesi, cildin sarkıp düşmesi değil. Bu yaşlar bedenin güç kaybettiği zamanlar. Beden eskisi kadar güçlü olmayınca sahip olduğunuz genetik hatalar kapınızı birbiri ardına çalmaya başlıyor. Orta yaşlarda karşılaştığınız şeker, kolesterol, trigliserid, tansiyon yükselmelerinin nedeni biraz da bu “asansörün iniş düğmesine basılması” ile ilgili bir durum. Yani orta yaşlarda sadece östrojeninizi ya da testosteronunuzu değil, daha pek çok şeyinizi kaybetmeye başlarsınız. Eğer bu kayıpları geciktirmek veya tesirlerini azaltmak istiyorsanız kendinize iyi bakmalısınız.

Hürriyet / Osman Müftüoğlu

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir